Uluslararası İlişkiler Disiplininde Stratejik İstihbaratın Yeri ve Eylem Çıktıları

 


         İstihbarat kavramının uluslararası ilişkiler teorilerinde çok da fazla ilgi gördüğü söylenemez. İstihbaratın kavramsallaştırılması ile ilgili araştırmaların realist bir bakış açısına sahip Sun Tzu’nun çalışmaları ile başladığı düşünülmektedir. Savaş sanatını devletler için bir ölüm kalım meselesi olarak değerlendiren Sun Tzu, devletlerin güvende olmasını bu sanata hâkim olmalarına bağlamıştır. Tüm savaşların şaşırtmaca ve aldatmacalara dayalı olduğunu vurgulayan Tzu istihbarata da özel bir önem vermiş ancak bakış açısı (doğaldır ki) askerî istihbarat ile sınırlı kalınmıştır.

         Uluslararası ilişkiler düşünceleri içerisinde, istihbaratın izlerinin hissedilmesi bakımından Machiavelli’nin görüşlerini incelemekte de fayda vardır. Machiavelli’nin prensine hitaben yazdığı eserinde (1513), herkesin zaten kötü olduğu bir ortamda, başkaları kendisine kötülük yapmadan, prens ahlaki değerlere bağlı kalmaksızın amacına ulaşmakta her yolu meşru görmelidir. Amaç kazanmak olduğunda prensin gayri ahlaki yollara ve aldatmalara başvurması ancak alkışlanabilir bir tavırdır. Devletin varlığını sürdürme amacını, diğer tüm amaçların üzerinde tutan Machiavelli, moral, ideolojik ve diğer tüm amaçları ikinci dereceye itmektedir. Machiavelli’nin bu düşüncesi, istihbarat dünyasının bir parçası olan örtülü operasyonların mantığının temeli olarak algılanabilir.

         İstihbarat ve uluslararası ilişkiler ile ilgi çalışmalar söz konusu olduğunda, doğaldır ki genel beklenti bu çalışmalara realist okul mensuplarının daha fazla ilgi göstermesidir. Peki realistler uluslararası ortamı nasıl algılamaktadırlar? 1940’lardan 1970’lere kadar uluslararası politikanın ağırlık merkezi hâline gelen realizm “siyasal gerçekçilik” olarak da anılmaktadır. Realistlere göre uluslararası ilişkilerin anlaşılması ancak güç politikaları ve güç unsuru üzerine yoğunlaşmakla mümkündür. Devletin kapasitesi genellikle askerî güç ile özdeşleştirilmekle birlikte ulusal gücün diğer unsurları da kabul görmektedir. Dolayısıyla devletler de dış politikalarında insanların bu “doğa” durumundan farklı değildir, kendi çıkarları peşinde koşarlar ve güçlü olmak isterler. Devleti uluslararası ilişkilerin temel aktörü olarak kabul eden realistler için devlet adamları günlük yaşamlarında uydukları ahlaki kurallara, siyasal alanda uymak zorunda değillerdir ve alınan kararların ahlaki açıdan doğru olup olmadığının tartışılması gereksizdir. Önemli olan devlet çıkarlarının korunup korunamadığıdır.

         1979’da ortaya çıkan neo-realizm, realizmin aksine insan doğasını görmezden gelir ve uluslararası sistemin etkileri üzerine yoğunlaşır. Birbirinin devamı olan iki teori karşılaştırılırsa, realizm devletleri insanın doğası ile özdeşleştirir ve saldırgan yapısına vurgu yapar. Uluslararası sistemin anarşik olması devletlerin bu “doğa” hâlinin sonucudur. Fakat neo-realizmde anarşi sonuç değildir, uluslararası sistemde zaten var olan anarşi devletlerin hareketlerini yönlendiren bir nedendir ve devletler bu anarşik ortamda güvenlik içinde olmak ve hayatta kalmak peşindedir ve dış politikalarına bu güvenlik ihtiyacı yön verir.

         Ancak, istihbarat kavramı realist okul mensuplarınca genellikle ihmal edilmiştir. Bunun nedeni belki de realistlerin uluslararası politikada devleti yekpare bir aktör olarak algılamaya eğimli olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Fakat gerek realist, gerekse günümüzdeki devamı olan neo-realist bakış açısı, uluslararası ortamı, istihbaratsız düşünülmeyecek bir biçimde tasvir etmektedirler.

         Uluslararası ilişkiler teorilerinde istihbarat kavramının ihmali, istihbaratın uluslararası ortamda etkisiz olduğu anlamına gelmemelidir. İstihbarat örgütleri örtülü operasyonlar ile propaganda ve psikolojik harekât gibi yöntemlerle dış politikanın uygulanmasında devletlerin en önemli araçlarından biri hâline gelmiştir. 21’inci yüzyılın ilk yıllarında “istihbaratın kamuya açık kullanımı” da bir dış politika yöntemi olarak ortaya çıkmıştır. Bunların uluslararası ilişkilerdeki rolünü biraz daha açmakta fayda vardır.

                   (1)     Örtülü Operasyonlar

         Yurt dışındaki olayları gizli bir şekilde yönlendirmek ve ulusal çıkarları korumak ve yükseltmek şeklinde tanımlanabilecek örtülü operasyonların temel şekilleri , politik ve ekonomik eylemler ve yarı askerî operasyonlardır.

         Politik nitelikli örtülü operasyonlar; zorlayıcı diplomasi taktiklerinden, hedef ülkedeki bir rejim değişikliğine ya da birtakım siyasi nitelikli kişilerin öldürülmesine kadar genişleyebilmektedir. Bir ülke içerisindeki rejim veya iktidar muhaliflerine yardımda bulunma (genellikle ekonomik), politikada söz sahibi kilit isimleri baskı, şantaj veya rüşvet gibi yöntemlerle ele geçirme ve yönlendirme, seçimler esnasında belli gruba destek sağlama, propaganda yöntemlerini de kullanarak avantajlı duruma getirme, örtülü politik operasyonların yöntemleri arasındadır.

         Örtülü ekonomik operasyonlar ise, hedefteki ülkeleri ya da kişileri ekonomik açıdan zor duruma düşürmek ya da desteklemek amaçlı olarak gerçekleştirilir. Elbetteki böyle bir operasyonu gerçekleştirebilmek, ekonomik açıdan güçlü ve bağımsız olmayı gerektirir. Soğuk savaş döneminde, Marksist görüşe sahip Allende’yi, Şili iktidarından uzaklaştırmak isteyen ABD’nin uyguladığı operasyon buna en güzel örnektir. Şili’nin en önemli ihracatı bakırdı ve hammaddenin çıkarılması ve işlenmesi ABD şirketlerince yapılmaktaydı. Öncelikli olarak bu şirketler üzerinden bakırın ihracatı engellendi (ülke gelirinin %80’ini bu ihracat oluşturmaktaydı). Ayrıca Şili’nin Dünya Bankası ve diğer kuruluşlardan aldığı dış yardımlar, ABD’nin operasyonu ile, Allende döneminde, daha önceki dönemlerin %1’ine indirildi. Şili’deki medya iş birlikçilerini de kullanan CIA, temel besin maddelerinin azalmakta olduğu yönünde propaganda faaliyetine başlayarak halkı paniğe sevk etti, bu şartlar altında Allende daha fazla iktidarda kalmayı başaramadı,

         Ekonomik örtülü operasyonlar, ekonomik karşılıklı ilişkilerin daha da arttığı, çok uluslu şirketlerin gücünün ulusal ekonomilerle yarışabilecek düzeye geldiği günümüzde, özellikle ekonomik açıdan kırılgan ülkeler üzerinde fazlaca etki yaratabilecek bir baskı unsuru hâline gelmiştir.

         Bir diğer örtülü operasyon alanı ise “yarı askerî örtülü operasyonlardır”. Bu tür operasyonların genel uygulaması, bir ülke ya da bölgedeki silahlı muhalif grubu desteklemek, silah yardımında bulunmak, askerî eğitim vermek şeklinde sıralanabilir. Günümüzde tüm dünya tarafından terörist kabul edilen bazı örgütlerin hâlen kendilerine hayat alanı bulmaları da bu şekilde açıklanabilir. Özellikle istihbarat örgütleri tarafından kullanılan bu örgütler uluslararası politikada bir baskı aracına dönüşebilmektedir.

         Nutter, CIA’nın bu tür operasyonlara giriştiğinde, operasyonlarda ABD’li hiçbir personelin görev almamasına ya da  asgari düzeyde görev almasına, kullanılan malzemelerin ABD malı olmamasına ve temin edilen paranın ABD dışı kaynaklardan elde edilmiş olmasına özel önem verdiğini belirtmektedir. Bu tür operasyonlara, Sovyet Rusya’nın Afganistan’ı işgalinde, ABD’nin Afganistan’a sağladığı askerî destek ve 1961’de Küba’ya karşı uygulamaya koyduğu ve başarısızlıkla sonuçlanan Domuzlar Körfezi çıkarması örnek verilebilir.

                   (2)     Propaganda ve Psikolojik Savaş

         Propagandayı planlı ve bir amaca yönelik olarak; “bir topluluğun düşüncelerini, duygularını, davranışlarını, tavır ve hareketlerini etki altında tutmak ve onları değiştirmek amacıyla yayınlanan bilgi, belge, doktrin ve görüşler” şeklinde tanımlamak mümkündür. Fakat propagandayı bir toplumda hiç olmayan duygu ve düşünceleri yaratabileceği düşünme de yanlış olacaktır. Propaganda ile yayılmaya çalışılan fikirleri bir ölçüde paylaşan kişiler arasında daha etkili olmaktadır. Bundan dolayı propagandanın ancak, fikirlerin ve kanıların güçlendirilmesinde önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Bu yüzdendir ki propaganda ile verilmeye çalışılan fikrin genelde hemen herkesin kabul edebileceği, barış, demokrasi, özgürlük gibi fikirlerin altında servis edilmesi gerekir.

         Propaganda maksadıyla çok farklı teknikler kullanılabilir. Bunların en çok kullanılanı, hedef toplum içerisindeki yazarlara, iş birlikçilere, TV ve gazete sahiplerine ya da çalışanlarına sağlanan çeşitli yardımlar karşılığı oluşturulan yönlendirmeli haberlerdir. Elde edilen bu yerel iş birlikçi etki ajanları sayesinde toplum içerisindeki kanılar güçlendirilmeye, kamuoyu yönlendirilmeye çalışılır.

         Mutlu’ya göre haber propagandanın ana öğesidir ve temel dayanağı olmayan bir haber olmadan propagandadan söz edilemez. Öyleyse gelişen teknoloji ile birlikte kitle iletişim araçlarının da kapasitelerinin artması ve yaygın kullanımı dolayısıyla bilgi ve haber akışının hızlanması toplumları propagandaya daha da açık duruma sokmuş ve propagandanın boyutunu yerel olmaktan çıkarmış küresel hâle getirmiştir.

         Modern devletlerin dış politikalarında, istihbarat örgütleri üzerinden yararlandıkları siyasal etki araçlarından birisi de psikolojik savaştır. Psikolojik savaşı “taraflara silahlı kuvvetlerini hasmın silahlı kuvvetleri ile açık fiziki çatışmaya mecbur bırakmadan veya böyle bir çatışmanın riskini asgariye indirerek netice alma imkânı sağlayan dolaylı saldırı yönteminin en ince ve en geniş uygulama alanı olan bir savaş şekli biçiminde tanımlamak mümkündür. Propaganda kavramı ile bir çok kesişim noktası bulunan psikolojik savaş, klasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde, yahut sorunların çözülmesinde insanların ruh hâline etki ederek sonuç almaktır.

         1991 yılındaki körfez savaşında ve ABD’nin Irak’ı işgalinde, psikolojik harekât unsurları küresel çapta kullanılmıştır. Her iki savaş da başlamadan aylarca önce gerek gazeteler gerekse TV’ler günlerce, ABD’nin sahip olduğu silah sistemlerinin reklamını yapmış, “akıllı bomba” deyimi hemen her yerde duyulur olmuştur. Bu görüntüler ile amaçlanan; Irak halkı üzerine korku yaymak, yöneticileri ile aralarını açmak ve Irak ordusuna çaresizlik hissi aşılamak ve savaşma azmini kırmaktır. Ayrıca 1991 yılında petrol çamuruna batmış bir kuş resmi Saddam’ın zalimliğinin sembolü olarak CNN tarafından dünya medyasına servis edilmiş, daha sonra bu resmin Normandiya sahillerinde çekildiği anlaşılmıştır. Kısacası, uluslararası kamuoyu yönetilmeye çalışılmıştır.

         Burada örnekleriyle birlikte bahsettiğimiz psikolojik harekâtın beş taktik hedefi vardır. Bunlar: toplumda itaat duygusunu artırmak, uluslararası kamuoyunu yanıltmak, insanları ikna etmek ve onları değiştirmek, (hedef ülkenin) halkıyla yönetimi arasını açmak, komutanları yanıltmak, kültür değişimi sağlamaktır.

         İstihbarat örgütleri bahsedilen hedeflere ulaşmak için teknolojinin sağladığı her türlü iletişim aracını kullanır. Bu yüzdendir ki, küresel ölçekte sesini duyurabilen yayın organlarını yönlendirebilen örgütler gerek psikolojik harekâtı gerekse propagandayı daha da etkili icra edebilmektedir. 



Yorumlar